feminizmmuhafazakarlık

Ev içi şiddet ev içinde mi kalmalı?

feminist501Şiddet  gören  kadınlar sığınma evlerine  yaptıkları  başvurularda  en çok hangi soruları soruyor biliyor musunuz?  Mor çatı kolektifi çalışanları yirmibin tane başvuruyu gözden geçirdi. Bu soruları süzdüler. Verdikleri cevaplarla birlikte kitaplaştırdılar. Bu kitap vesilesi ile yirmi yıldır sordukları bir soruyu  tekrarlıyorlar.

Ev içi şiddet ev içinde mi kalmalı?

22 Temmuz seçimlerinin üstünden bir yıl geçti. Bu seçimlerin hemen öncesinde kadın hareketinin önemsediği bir gelişme oldu.  22. dönem AKP Konya milletvekili Halil Ürün’ün parlak politik kariyeri eşini dövdüğü için sekteye uğradı. Aday listesinde Emine Erdoğan kriterleri gereği yani aile yaşantısındaki düzensizlik sebebi ile yer bulamadığı söylendi.  Halil Ürün ve eşi 40 yıllık evlilikleri boyunca neler yaşamışlardı bilemeyiz ama sanki Esma Ürün bir aşamada aile yaşantısını düzene koymaya karar verdi. Evinde hakarete uğramaya,  itilip kakılmaya, yumruklanmaya  karsı geldi. Kuvvetli ve güçlü bir adama, iki dönem Konya belediye başkanlığı yapmış bir adama, çocuklarının babasına dur dedi. Acaba Esma Ürün yanlış mı yaptı. Savcıları devreye sokarak, basına konuşarak ve feministlerin desteğini alarak hata mı yaptı.   Kadınlara yönelik şiddet kişilerin özel hayatı alanında bırakılması gereken bir konu mudur?   Bir kurum parti, dergi, gazete yazarı veya mensubu olan bir kişi ev içinde şiddet uygulayınca bu gizlenmeli midir? Açığa çıkarılmalı mıdır? Açığa çıktıktan sonra bu kişilerin iş, parti, cemaat arkadaşları nasıl bir tavır takınmalıdır. Bu soruları sorarak üç olayı ele almak istiyorum.

Halil Ürün

7 Mayıs 2006 akşamı Esma Ürün kendisini döven eşini evde bırakıp, en yakın karakola gitti ve milletvekili olan kocasından gördüğü şiddetten şikâyetçi oldu ve bunu belgeleyen darp raporunu aldı.  Olay ertesi gün büyük bir gazetede yer aldı.   Savcılık hukuki süreci başlattı ve meclise Halil Ürün’ ün dokunulmazlığının kalkması için fezleke yolladı. Yargılama için dokunulmazlık zırhının kalkması gerekiyordu. Bu ise adalet bakanı Cemil Çiçek’ in başbakanlık kanalı ile meclise başvurması yani hükümetin bunu istemesi ile mümkündü. Bu yapılmadı.   AKP “Tüzükte ilgili madde olmadığı” ve olayın “aile içi” olduğu gerekçesiyle disiplin işlemleri başlatmayı gerekli görmedi. Ama Halil Ürün parti Merkez Yönetim Kurulu’ndan (MYK) çıkarıldı. 22 Temmuz seçimlerinde aday listesine alınmadı. Dokunulmazlığı kalkan Ürün 2008 Mayıs inde 6 ay gibi sembolik bir ceza aldı. İçeride yatmadı. Bir daha benzer bir şiddet suçu islerse daha ağır bir ceza alacak.

Esma Ürün basına konuştu ve kadınlara ekonomik bağımsızlığınız olsun, kendi gücünüze inanın mesajını verdi. Konya Yunak doğumlu Halil Gürün ‘ün bu beldenin belediye başkanı olan kardeşi Hasan Ürün ise “Toplumumuzun yaşadığı sorunları Halil Ürün de yaşamış olabilir. Bu örf ve adetlerimize göre dışarıya yansıtılmamalıydı. Halil Ürün bunları hak eden bir insan değil. Yüz kızartıcı bir şey yok.  Aile içinde bir olay” dedi.

Hüseyin Üzmez

26 Nisan 2008 tarihinde Vakit gazetesi yazarı 77 yaşındaki Hüseyin Üzmez 14 yaşındaki bir kıza cinsel istismar suçu ile gözaltına alındı. Medya olayı kamuoyuna duyurdu. Gazetesi dört gün boyunca bu olayın kendilerine karşı bir komplo olduğunu yazdı. Olaydan dört gün sonra “Böyle bir olay gerçekse elbette kınanır” diyen bir açıklama yaptı. Ama bu olayın tüm dindar insanları ve Vakit gazetesini karalamak için “maksatlı” bir tezgâh olduğu iddiasını sürdüren gazete bu konuya yer veren medya organlarına 28 Şubatçılar, pornocu karteller, zinacılar diyerek hakaretler savurmayı sürdürdü. Üzmez’ i yalnız bırakmamaya adanmış en önemli yazı ise Sibel Eraslan’ dan geldi. Eraslan Gerçek Hayat dergisinde “ … İşte yeni yeraltı servisleriyle bir kez daha burun burunayız.   Onun gibi heybetine ve delikanlılığına asla toz kondurmamış birisi için, nasıl da acı bir haldir içine düştüğü bu son kuyu! Böylesi onur kırıcı bir ithamla ezilmektense, yüzlerce kere ölmeyi yeğleyeceğini, kendi alnının ortasına sıkacağı o tek kurşun için ağlayarak secdeye kapanacağını da hayal edebiliyorum” diye yazarak adeta Üzmez’e kefil oldu. .

Sevan   Nişanyan

29 Nisan tarihinde ajanslara planlanması ve araçları açısından şaşırtıcı özellikler taşıyan bir şiddet haberi düştü.  Agos yazarı Sevan Nişanyan  eşine araç olarak kendi dışkısını kullandığı bir saldırı yapmıştı. Eşi jandarmayı çağırıp şikâyetçi olmuştu. Nişanyan bu bir jestti demişti. Bir grup Agos çalışanı bu saldırının bir şekilde kınanması isteklerini gazete yönetimine iletmişlerdi.  Bu istekleri görmezden gelindi.  Onlar bir grup feministle birlik olup ısrar ettiler. Bunun üzerine  Etyen Mahçupyan “feminizmin karanlık sularında” baslığı taşıyan, kadın hareketini kınayan ve bu konuda  yazı işlerinin sessiz kalmasını  eleştiren  herkese kapıyı gösteren bir yazı yazdı. Bunun üzerine bir Agos çalışanı istifa etti. Sonrasında  Etyen Mahcupyan ve ona eşlik eden pek çok yazar  arkadaşı ağır  bir anti feminist kampanya başlattılar. Bu süreçte feministlerin neler yaptığını öğrenmek isteyenlere  Filiz Karakuş’un sendika.org da yer alan” Sevan/Agos bilgi kirliliği”  başlıklı  dökümüne göz atmasını tavsiye ederim.

Nişanyan’ı esirgemek  vesilesi  ile başlayan bu kampanyada kaleme alınan  yazıların çirkin yönü  sürekli  yanlış bilgiler verilmesi, .ilginç bir yönü ise feministlere  feminizm dersi verilmesi idi.  Bu süreçte ortaya şu çıktı bu anti feminist  kampanyaya katılan  yazarlar tıpkı kardeş Hasan Ürün gibi  kadına yönelik şiddetin toplumun değil  iki kişinin sorunu olarak ele alınmasını, iki kişi arasında halledilmesini istiyorlardı.  Hatta kimileri ben olsam asla jandarmayı çağırmazdım bile diyebildi.  İkinci nokta ise şuydu. Bu kampanya tüm dünyada  büyük kabul gören ve önemsenen bir olgu olan “erkek egemen şiddet” inin  eleştirisi ile ilgili değildi. Zaten kampanyayı yürütenler kadın hareketinin  bu konudaki çalışmalarından bi haberdiler. Bu kampanyada ait olunan politik kampın veya küçük grubun çıkarları en öndeydi.  Maalesef bu noktada Vakit’e benzer bir hassasiyet gösteriliyordu. Nasıl ki  Üzmez’in yaptığı ve bunun toplumsal nedenleri değil 28 Şubatçı zihniyetlerin  Vakit’ e saldırıyor olmasıydı önemli olan. Kampanyacılara kalırsa Nişanyan’ın ıslahı veya tedavisi veya cezalandırılması veya kınanması değil  feministlerin  Agos’ un zayıflamasına hizmet edip etmedikleri önemliydi.

Mor Çatı’ nın kitabı

Haziran 2008 de mor çatı, Avrupa komisyonu Türkiye delegasyonunun desteğini alan bir kitap yayınladı. Erkek Şiddetine Karşı Kadın Dayanışması adını taşıyan bu kitapçık kadına yönelik şiddete karşı mücadelenin bir kamu politikası haline getirilmesine hizmet etmeyi amaçlıyor. Kitap mor çatıya başvurulduğunda  en çok sorulan sorular ve verilen cevapları içeriyor.  Sorular arasından ben şunları seçtim 7. soru kadına yönelik şiddetin kaynağında ne yatıyor, 18. soru çocuklarım için kalmalı mıyım?15. çok aşığım affetmeli miyim?12. soru suçlu ben miyim?  Kitap mor çatı dan temin edilebiliyor. Ateş kendi yakınlarına düşünce konu ile ilgilenmeye başlayan veya bu derdin hayatlarının  çok uzağında olduğunu düşünen herkese tavsiye ederim.  İşte bu noktada başlangıçta ki soruma dönüyorum bir feminist olarak soruyorum acaba Halil Ürün e de haksızlık mı yapıldı?   Keşke karısı onu şikâyet etmeseydi ve adam mutlu mesut yaşayıp gitse miydi?  Ya  bir de bir çok feminist zihinde çakılı  bir soru var. “Ağbi  delikanlılığa sığar mı bunlar”

Handan Koç

1961 Van doğumluyum. Siyasal Bilgiler okudum. Kırtasiyecilik yaparak geçiniyorum. Devrimci politikalar hep ilgimi çekti. 1984'ten en beri feminist yaşantım oldu.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu