Bir Kafkas Tebeşir Dairesi
Handan Koç – Pazartesi Dergisi, Sayı 28, Temmuz 1997
Geçtiğimiz ay babalar günüydü. Babalar gününde küçük bir kız çocuğu bir erkeğe hediye verdi. Erkek onun gerçek babası değil, annesinin eski sevgilisi. Ama küçük kız ona baba demeyi tercih ediyor erkek de ona tıpkı bir baba gibi, hatta pek çok babadan da fazla “babalık yapıyor, işte o “baba’nın hikâyesi.
Brecht’in bir oyunu var, Sovyet Devrimi sırasında bir burjuva kadın çocuğunu bırakıp kaçar. Hizmetçisi de bu çocuğu büyütür. Devrim ateşi yavaşladığında, kadın gelip çocuğunu ister. Hakim .nüne çıkarlar, hakim tebeşirle bir daire çizer yere ve çocuğu ortaya koyar. “Hanginiz bu çocuğu dairenin dışına çıkartırsa bu çocuk onundur,” der. Çocuğu doğurmuş ama bakıp büyütmemiş olan kadın koluna yapışır, doğurmamış ama bakıp büyütmüş olan kadınsa, “Ben onun kolunu çekiştirmeye kıyamam,” der.
Hakim de çocuğu bu kadına verir. Peki böyle bir şey bir erkeğin başına gelebilir mi? Babaların çocuklarıyla ilişkisi annelerinkinden farklı. Senin biyolojik olarak babası olmadığın bir kızın var. Babaların öz evlatlarına pek bakmadığı bu dünyada senin kızınla olan hikâyen nasıl başladı, nasıl devam ediyor? Babaların çocuklarına bakmadıkları doğru, toplumdaki paylaşım bu, baba çocuğun bütün sorumluluğunu anneye bırakmış. Hiç ilgi göstermiyor doğru dürüst. Birarada yaşayan ailelerde bu böyle olduğu gibi karı kocanın, beraber yaşayan çiftlerin ayrıldığı durumlarda çocuğun en çok ilgiye muhtaç olduğu vakitlerde erkekler sadece para vermeyi yeterli görebiliyorlar.
Oysa bir çocuğun çok fazla şeye ihtiyacı var.
Sen kızınla nasıl karşılaştın?
Ben Neveseri ilk gördüğümde dokuz aylıktı. Annesiyle beraber bizim büroya geldiler. Önce Neveser’e âşık oldum. Ondan soma annesiyle beraber olmaya başladık, ona daha sonra âşık oldum diyebilirim. Bütün birlikteliğimizin içinde Neveser de vardı, sıkça vardı. Ben hiç bundan rahatsız değildim, tam tersine istiyordum. Bunun üzeri
ne aramızda güçlü bir ilişki başladı. Sonra hep beraber Fethiye’ye yerleştik. Üçümüz beraber bir aile gibi yaşadık.
Beraberliğiniz ne kadar sürdü?
Bizim birlikteliğimiz altı yıl sürdü ama Neveser le ilişkimiz hiç kesilmedi tabii. O şimdi on yaşında. Demek ki çocukla on yıla yakındır beraberiz. Biyolojik olarak babası oldukları halde bir çok erkek eşleriyle ayrılınca çocuklarını sadece görmeye başlıyorlar. O da en fazla haftada bir. Ben bu konuda olması gerektiği gibi davrandım bence. Kızımla çok sık ve her şeyiyle ilgilenerek beraber olmaya biz ayrıldıktan sonra da devam ettim, insanlar buna olağanüstü bir şey olarak bakıyorlar. Olağandışı olabilir bu ama olağanüstü değil. Bu çok normal bir şey aslında, insani duygularla hareket edildiğinde çok normal bir şey. Aynı davranışı bir kadm gösterse bu kadar tuhaf karşılanmaz. Erkekler için bu duygusal bağ, bu tür bir sorumluluk almak hayretle karşılanıyorsa bunun toplumdaki uygun bulunan rol dağılımından gelen sebepleri var.
Sen şöyle diyorsun, o bebekken sevdim bağlandım. Zaten bir bebeği sevmek bakmak çok insani birşey. Böylece her şey sürdü gitti. Peki evlat sahibi olmanın bir çok zorlukları var muhakkak ama bunun dışında sen özel durumunda nasıl sıkıntılar yaşadın, tepki aldın mı?
Bir takım zorluklan var tabii. Normal çocuk yetiştirmenin zorluklan dışında beni ilgilendiren en önemli zorluk benim karşılaşacağım şeylerden çok, Neveser’in karşılaşacaklan oluyor. Asıl zorluklan o yaşadı ve atlattı diye düşünüyorum. Çünkü beraber yaşadığımız topluluklarda okul öncesi çağda ona birçok şey soruyorlardı. Biz evli de değildik. Iki-ü. yaşındayken biz söyledik ona. Ben onun biyolojik olarak babası değilim babalığıyım diye. Bunu çabuk kabullendi. Ona yönelen soruları kolay atlattı. İnsanın etrafında hep aslında o onım babası değil diye konuşan insanlar oluyor. Bundan kendilerini alamıyorlar. Bunun sebebi bazen merak bazen kıskançlık oluyordu bence. Bu koşullarda elde edilen ve yaşanan mutluluk bazen kıskançlık yaratıyor diye düşünüyorum.
Neveser okul çağında da “o senin baban mı” sorusuyla karşılaşmaya devam etti. İkimizin soyadı tutmuyor ama ben bir baba olarak onun okul hayatına müdahale ediyorum, veli toplantısına gidiyorum, onu okuldan almaya gidiyorum filan. Arkadaşlarıyla, arkadaşlarının aileleriyle tanışıyorum. Yine Neveser’e kendi isteğimizle onu annesinin nüfusuna kaydettiğimizi bu yüzden onun annesinin soyadını taşıdığını anlattık. Bir şey saklıyorsun, saklaman gereken bir şeyler var haline düşülsün hiç istemedik ve buna engel olmanın en iyi yolu zaten vakın ve sürekli irtibat içinde olduğun çocuğa karşı açık olmak. Kişisel olarak her yerde onun biyolojik babası olmadığımı söyleyememek beni çok sıkıyordu. Benim tercihim söz konusu halbuki, bir zaruret veya zorlama yok.
Kurumlarda zorluklar oldu mu, nüfus kağıdı çıkarırken mesela neler yaşadınız?
Nüfusta çok şeyler yaşadık. Annesinin kayıtlı olduğu daireye gittik. Bir doğum kağıdı var. Annesi Neveser’i kendi nüfusuna yazdıracak. Bir anne, bir baba, bir de çocuk var, üçümüz gittik. Gönülsüzlük yok. Bir adam var. Bu benim kızımdır diyor. Çocuk annesinin soyadını alsın istiyoruz, bu durum orada da garip karşılandı. Çocuğun nüfus kağıdım alınca nasıl sevinmiştik anlatamam. Bugünlerde yaşadığım bir şey oldu onu da anlatayım. Bizim işyerinde bir özel sağlık sigortası imkânı doğdu. Sigorta formunda bakmakla yükümlü olduğunuz kişiler diye bir soru var. Onlar da sigorta hizmetinden yararlansın diye. Ben kızın adını yazarken neyle karşılaşacağımı biliyorum. Önce gidip müdürle görüştüm. “Benim kızım var ama soyadı tutmuyor, annesinin üstüne, dedim. Müdür hemen, “Siz evlenip boşandınız herhalde o yüzden mi böyle,” diye sordu. “Hayır,” dedim, “Biz hiç evlenmedik.” Şimdi nasıl sıkıcı bir konuşma bu benim için anlatamam. Çünkü bana aşırı bir şey yüklenmişim, yanlış bir şey yapıyormuşum gibi davranılıyor. Ne var bunda, bakmakla yükümlü olduğun kişi diye soru var cevabı evet. Anlatıyorum, başka dilde birşey anlatıyorum, biraz deliyim gibi davranılıvor. Soyadım tutsa kimse bana çocuğumla ilgileniyor muyum diye sormaz. Bu kadar çocuk öz babalarının zulmüyle karşı karşıya, bir çok kadın nikâhlı kocalarının şiddetiyle dayağıyla yüzyüze. Buna hiç kimse benim gönüllü babalığıma gösterdikleri hayreti göstermiyor.
İyi bir baba kız ilişkin var. Durumundan sen ve Neveser memnun. Diğer babalara söylemek
istediğin şeyler var mı?
Bir çocukla iyi bir ilişkinin, iyi babalığın önündeki en büyük engel erkeklik. Şimdi burda erkek egemen toplum lafını etmek bana düşmez. Fakat toplumda biçilen roller o kadar benimsenmiş ki. Kadınlar tarafından da erkekler tarafından da. Erkeklerin durumunu anlıyorum. Hem başroldeler, hem paranın denetimi onların elinde, hem de evde hiçbir şey yapmıyorlar.
Babalar çocuklanyla ilgili bir takip içinde yaşamıyorlar. Mesela ben her gün Neveser e telefon ederim. Okuldan soma etüde gidiyor, orayı muhakkak ararım, ne yapıyor, iyi mi, her şey yolunda mı diye.
Bu sommluluktur. Bu tür bir sorumluluk kendi hayatındaki bazı şeyleri ertelemektir de. Erkekler bu tür bir şeye girmiyor. İş toplantılarına gitmeyip çocuğunun bir sorunu var diye okula gitmiyor mesela. Sonra erkekler çocuklarına kadınların bağlandığı gibi bağlanmıyor, öyle sevmiyorlar. Şöyle, mesela bir baba çocuğunu çok seviyor olabilir ama eve geldiğinde onun derdini dinlemek istemez, lekeli önlüğü silemez mesela. Sevgi halbuki böyle şeylerle ifade edilmeli.
Sonra çocuğunun okul numarasını babalar bilmez, öğretmeninin adım, sınıfını, hangi ayakkabı modelini istediğini bilmez. Bunlar önemli şeyler, bunlan bilince iş biraz değişiyor. Senin en çok takıldığın şey kızının saçlarını taradıktan sonra kurdela fiyongu yapmakmış diye bir istihbarat aldım. Doğru mu?
Bu bizim kâbusumuzdıı. Erkeklik çok zor. Bazı şeyleri yapamıyorum, gerçekten yapamıyorsun. Haftanın diyelim üç günü bende kalıyorsa Neveser, sabah okula gittiğinde önceki gece nerede kaldığını öğretmeni anlıyor. Annesinden giderken iki taraftan örgülü saçlar, fiyonklar muntazam. Benden giderken arkadan lastikli tokayla tek bağlanmış saçlar oluyor.
Taranmış, düzgün filan ama model yok, örgü yok. Bazen eksik düğme olduğunu görmeyebiliyorum ama beslenme çantası, resim defteri filan onlar kaçmaz.
Handan Koç



